SEO Efsaneleri: Doğru Bilinen Yanlışlar – 1

 

seo efsaneleri

Arama Motoru Optimizasyonu (SEO) yanlış bilgi ve strateji üzerine inşa edildiğinde, Web sitenize ve markanıza zarar veren bir pratiğe dönüşebilir. Stradiji olarak elimizden geldiğince konuyu açıklığa kavuşturmaya ve doğruyla yanlışı birbirinden ayırmaya çalışıyoruz. “SEO Efsaneleri” başlıklı bu destansı uzunlukta yazı dizimizi yayımlayarak, SEO hakkındaki bilgi kirliliğini bir nebze de olsa ortadan kaldıralım istedik.

 

1.Efsane: SEO Öldü!

-“SEO beni ve firmamı endişelendiren bir konu değil”
Eğer herhangi bir mecrada “SEO öldü” derseniz, buna herkesi inandırabilirsiniz.

Gerçek: SEO’nun tanımı, sürekli olarak genişlemekte, büyümekte. “Dijital pazarlama”, “online marketing”, “Web görünürlüğü”, “arama motorlarında ilk sırada görünmek” gibi ifadeler bütününden bahsettiğimizde, arkasına yaslanabileceğiniz yegane kavram, SEO’dur.  SEO, organik arama, Sosyal Medya, ücretli reklam aramaları (PPC)  ve bunlara yakın platformlarda benzer algoritmalardan oluşur ve benzer çalışma disiplinlerine dayanır. O yüzden, SEO’nun öldüğünü söyleyemeyiz. Sürekli genişleyen bir evren gibi, sürekli büyür ve kendi kendini geliştirir. Mecra değişse de, temel bir ihtiyaç olan mecraya göre konumlandırma ihtiyacı değişmediği sürece, adı SEO ya da bir başka şekilde devam edecektir. Biz SEO yerine Search Experience Optimizer (Arama Deneyimi İyileştirme) ifadesinin, şuan yaptığımız işi çok daha iyi tanımladığını düşünüyoruz.

2.Efsane: SEO Büyüdür, Sihirdir ve Saçmalıktan İbarettir!

-“Daha önce SEO yaptırmıştık”

SEO, yukarıdakilerden herhangi biri değildir. 200 temel algoritma setine ve varyasyonlarına dayanır. Yani SEO özünde Matematiktir ve onu çözebilir, anlayabilir, nasıl çalıştığına tanık olabilirsiniz.

Gerçek: SEO, kompleks ve devamlılık gerektiren bir öğrenme prensibidir. Google, izleyebileceğiniz yolları açar, ancak SEO uzmanlarının o yollarda nasıl yolculuk yapacağını zaman içerisinde ve tecrübe edinerek öğrenmesi gerekir. Söz konusu yolların öğrenilmesi için, SEO takımınızın uzun zamanlar harcayarak okuması, araştırması, incelemesi, öğrenmesi ve test etmesi gerekir.

Bunun dışında, SEO’nun temel prensipleri çok büyük değişime uğramaz ve algoritmalar makinelerden ibarettir. Evet Matematiktir, ancak Matematik, insanlar ve makineler arasında da farklılıklar gösterebilir. Nasıl çalıştığını az çok anlayabiliriz, ancak tam olarak bilemeyiz. SEO geçmiş tecrübeler ve güncel gelişmeler ışığı altında en isabetli kararları almayı gerektiren bir dijital pazarlama pratiğidir.

3.Efsane: Google Benden Nefret Ediyor

-“Neden rakiplerim başarıyor da, ben bir türlü başaramıyorum?”

Google, tüm sitelere eşit mesafede duruyor. Rakiplerinizin üst sıralarda olması, her şeyi doğru yaptıkları anlamına gelmiyor. Sizin dışarıda kalmış olmanızın, Google’ın sizden nefret etmesiyle de bir ilgisi yok.

Gerçek: Sitenizin SEO performansı, rakiplerinizin ne türden SEO aksiyonları aldığı ya da almadığıyla ilgili değildir. Sizin ne yaptığınızla; nasıl bir site tasarımı ortaya çıkardığınızla, nasıl bir SEO stratejisi geliştirdiğinizle ve Sosyal Medya etkileşim oranlarınızla alakalıdır. Kendi analizleriniz sonucu, sitenizin ve müşterilerinizin neye ihtiyacı olduğunu belirlemek, yol haritanızı tamamen kendi stratejinize göre çizmek her zaman en doğrusudur. Google, sizin ve rakiplerinizin durumu karşılaştırıldığında adil görünmeyebilir, ancak doğru yolda ilerlediğiniz zaman daha verimli SEO dönüşümleri elde etmeniz söz konusudur.

4.Efsane: Google Araçlarını Kullanmayın

-“Google araçları sıralamamı olumsuz etkiliyor!”

Bu söylentiye göre, Google Analytics ve Google Web Yöneticisi Araçları, analiz ettiğiniz veriyi size karşı kullanıyor ve hatta penaltıyla cezalandırılmanıza sebep olabiliyor.

Gerçek: Hayır. 2013 yılında yapılan bir incelemede, Web’deki sitelerin %13’ünün Google Web Yöneticisi Araçlarını kullandığı sonucuna ulaşılmış. Bu araçların kullanılmasının ve söz konusu araçlar vasıtasıyla elde edilen verinin, bir sıralama kriteri olarak değerlendirilmesi yanlış olur. Söz konusu araçlar, sitenizi analiz etmek ve Google’ın gözlemlediği verileri size sunmak için varlar. Kimi zaman sitenizle ilgili teknik aksaklıklar yaşanabilir, sitenizin yavaşladığını hissedebilirsiniz veya kullanıcıdan kullanıcıya değişen “toolbar” adı verdiğimiz, tarayıcılarda kullanılan eklentiler yüzünden ufak tefek sorunlarla karşılaşılabilir. Ancak genel olarak, Google’ın sunduğu araçlar sitenizi herhangi bir şekilde negatif etkilemez, aksine, sunduğu bilgiler sayesinde sitenizi daha da geliştirmenizi sağlarlar.

5.Efsane: Doğru İnşa edersen, Trafik Kendiliğinden Gelir

-“Tek ihtiyacınız olan, muazzam bir içerik”

En yaygın yanlış inanışlardan biri de budur. Sadece içeriğe yoğunlaşmak, müşterilerinize ulaşmakta başarısız olmanıza sebep olabilir.

Gerçek: Kaliteli ve özgün içerik, SEO’nun olmazsa olmazlarındandır. Ancak tek başına bir anlam ifade etmez. Stratejinizi, markanızın önceliklerini, ticaretin temel taşları üzerine kurarak bir bütün halinde yürütmeniz gerekir. Marka bilinirliği, indirimler, kampanyalar, üyelik ve analiz sistemi, bültenler, tüketici sadakati ve bilinci oluşturmak gibi, ticaretin gereklikleri olan her kavram üzerine düşünmeniz gerekir. Unutmayın; ürettiğiniz kaliteli içeriği “yayınladım gitti” diyerek bir kenarda bırakamazsınız. İçeriğinizi insanların görmesi gerekir ki, başarıya ulaşsın. İşte bu noktada, içeriğinizi ve diğer tüm faaliyetlerinizi kullanıcılarınıza gösterecek olan güçlerden biri devreye giriyor: SEO. Eğer arama motorlarının getirdiği trafiğe ve kazanca inanıyorsanız, SEO’ya dair her şeyi bir bütün halinde yapmanız gerekiyor.

6.Efsane: Bu Bir Popülarite Yarışması

-“Paylaşırsan, trafik kendiliğinden gelir.”

Bu fikirden ortaya çıkan düşünce genelde şu oluyor: Sosyal Medya’da ne kadar çok etkileşimde bulunursanız, arama motorları da sitenizin o kadar yüksek sıralama pozisyonları hak ettiğine hükmederler.

Gerçek: Bu biraz karmaşık bir konu. Sosyal paylaşımlar, sitenizin görünürlüğünü, markanızın bilinirliğini destekleyen aktivitelerdir hiç kuşkusuz. Doğru yoğunluktaki Sosyal Medya aktivitesi doğrudan trafik sağlar. Ancak bu yoğunluk, arama motorlarındaki pozisyonunuzu doğrudan etkilemez. Bununla ilgili bazı istisnai örnekler bulunsa da, henüz Google tarafından doğrulanmış bir bilgi değildir. Ancak bu durumun değişmesini bekleyebiliriz. Zira hemen tüm SEO araçları sosyal medya etkileşimini de dikkate alarak performans analizi yapar duruma geldiler. Bunu onlar yapabiliyorlarsa, Google hayli hayli yapabilir.

7.Efsane: Desktop Trafiği Gibisi Yok

-“Kimin mobil SEO’ya ihtiyacı olur ki? Desktop sonuçları ile Mobil sonuçları aynı değil mi “

Mobil trafik, son zamanlarda o kadar hızlı büyüyor ki, işler de aynı büyüklükte değişiyor. Yaklaşık bir hafta sonra, daha önce bol bol bahsettiğimiz Google Mobil Uyumluluk Kriteri devreye girecek. Mobil için hazır değilseniz, büyük oranda organik trafik kaybetmeye hazır olun.

Gerçek: 21 Nisan 2015 tarihinde devreye girecek olan Mobil Uyumluluk güncellemesi sonucunda, mobil dostu olmayan siteler ve sayfalar büyük oranda trafik ve sıralama kaybı yaşayabilir. Bu konuda ne yapabilirsiniz? Google Web Yöneticisi Araçlarında sitenizle ilgili nasıl uyarılar yer alıyor? Mobil uyumluluk konusunda 20 Nisan tarihine kadar zamanınız var, bir an önce Mobil Uyumluluk Testine göz atın ve problemleri giderin.

Google mobil kavramı ile akıllı telefonlardan yapılan aramaları kastediyor. Desktop ve mobil arama sonuçları arasında ciddi farklılıklar var ve henüz tam anlamıyla bilinmiyor. 21 Nisan ile birlikte bu konuda bir aydınlanma yaşamak durumunda kalacaksınız.

8.Efsane: Ne Yapıyorsan Bir An Önce Yap, Hızlı Ol!

-“Hızlı SEO, iyi SEO’dur.”

Hatırlarsınız, eski bir hikaye vardır: Tavşan ve kaplumbağanın yarışıyla ilgili. Hızlı biçimde SEO çalışması yapmak, sizi her zaman sonuca ulaştırmaz. Daha önce de sıklıkla belirttiğimiz gibi, SEO, sabır isteyen bir süreçtir. Planlamanızı, zamanı kendi lehinize kullanacak şekilde yapmalısınız.

Gerçek: SEO, bitiş çizgisine en önde ulaşmayı gerektiren bir yarış değildir. Yavaş ilerlenebilen, inişleri çıkışları olan, geniş bir vadi gibidir. Arama motoru pazarlamasındaki en önemli anahtar kelime, “doğal”dır. Yaptığınız her şeyin doğal olması gerekir. İçeriğiniz, link çalışmalarınız, sosyal medya aktiviteleriniz, kullanıcılarınıza hitap etmelidir, robotlara değil.

9.Efsane: Ne Kadar Tasarruf Edersek, O Kadar Çok Kazanırız

-“SEO için büyük bütçeler ayırmaya gerek yoktur.”

SEO ucuz bir iş değildir. Genel olarak söyleyebiliriz ki, SEO uzmanları, müşterilerine hizmet vermek dışında, sektörel gelişmeleri takip etmek için günde ortalama 2 saat civarında zaman harcamaktadırlar. Her gün yeni bir gelişmeyle karşılaşan uzmanlar, sadece bir işi yapmakla meşgul olmazlar, bilinçlenmek konusunda da zaman harcamaları gerekmektedir.

Gerçek: Ucuz SEO hizmeti almak, tereciye tere satmak gibidir. Ucuz çalışmalar, kendini “uzman” olarak tanıtan kişinin, SEO müşterisini kandırmasına sebep olabilir. Az önce bahsettiğimiz hızlı ve kimi zaman kurallara aykırı olan çalışmalar, kısa vadede gelişme gösterse de, uzun vadede hüsranla sonuçlanacaktır. Bu durumun geri dönüşü olmadığı için, yani kaybettiğiniz zaman ve finansal kaynağı geri almanız mümkün olmadığı için, adımlarınızı sağlıklı atmak zorundasınız.

10.Efsane: Ben Büyüğüm, Bana Bir Şey Olmaz!

-“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”

Bazı siteler, özellikle de büyük markalara ait sitelerin yöneticileri, Google’ın müdahale edemeyeceği kadar büyük ve önemli olduklarını düşünürler.

Gerçek: Boyutu değil, işlevi önemlidir. Sitenizin büyük olması, yani yüksek oranda trafik alıyor olması, onu yenilmez kılmıyor. Aksine büyük siteler herhangi bir ceza alıp büyük oranda trafik kaybı yaşadıklarında, katlanmaları gereken sonuçlar, küçük ölçekli sitelere nazaran kat be kat fazla oluyor. Ayrıca sorunu çözmek için harcanan zaman içerisinde kaybedilen trafik ve kazanç, tüm emeğinizin boşa gitmesine sebep olabilir. Google, kurallara uymadığı için kendine ait hizmetlerin sitelerini bile cezalandırıyorken, kimseye “torpil” geçmediğini hatırlatmak isteriz.

11.Efsane: Ben Özelim!

-“Herkes markamızdan haberdar, SEO’ya hiç ihtiyacımız yok.”

Bu düşünce, siteniz iyi halde olsa bile tehlikeler doğurabilir ve sizi ekstra kazançtan mahrum bırakabilir.

Gerçek: Büyük markalar, kendiliğinden yüksek oranda organik trafiğe sahip olabilirler. Bu, sitenizin iyi işlediği anlamına gelmez. Örneğin Amerika’nın büyük alışveriş zinciri olan Wal-Mart, ürünlerini arama sorgularında çıkarmak konusunda bir kaygı taşımadıklarını, bu sebeple SEO’ya ihtiyaçları olmadığını söylemekteydi. Ancak düşünün, mevcut trafiğinizi iki katına çıkaracak bir çalışmayı neden yapmayasınız? Ticari stratejisi büyümek olan her markanın, destekleyici çalışmalara ihtiyacı olduğu gibi, büyük markaların da SEO’ya ihtiyacı vardır.

Devamını okumak için tıklayın: SEO Efsaneleri: Doğru Bilinen Yanlışlar – 2

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir