Anthifel The Journal için yazdığım konuk yazı: Yapay zekâ cevapları kısa listeyi tıklama olmadan kuruyor. SEO’da ne değişiyor, şirketler ne yapmalı?
Her pazartesi: SEO ve yapay zekâ aramasında gerçekte ne değişiyor?
Mert Erkal her hafta tek bir büyük değişimi gerçek testler ve verilerle yorumluyor. 2.500'den fazla pazarlamacı okuyor.
Bültene abone olArama yapay zekâ cevaplarına kayarken SEO’da ne değişiyor?

Bu yazı ilk olarak 14 Ekim 2026’da Anthifel’in The Journal bölümünde, konuk yazar yazısı olarak yayımlandı. Davetleri için Eray Dengiz’e ve Anthifel ekibine teşekkür ederim.
Yapay zekâ cevapları, müşteriniz hiçbir siteye tıklamadan kısa listeyi kuruyor. SEO’nun temeli yerinde duruyor; değişen şey, şirketinizin bu cevaplar için ne kadar okunaklı olduğu.
Bir alıcı bugün “en iyi kredi kartı hangisi” ya da “kurumsal muhasebe yazılımı önerir misin” diye sorduğunda karşısına on mavi bağlantı çıkmıyor. Birkaç markanın adının geçtiği, kaynakları altında listelenmiş bir paragraf çıkıyor. Kısa liste, siz daha sitenizde bir ziyaretçi görmeden kuruluyor.
2009’dan beri SEO yapıyorum ve bu değişimi üç yerden izliyorum: kendi işimde, müşterilerimin sitelerinde ve sektörün genelinde. Bu yazıda üçünü sırayla anlatıyorum. Her bölüm bir soruyla başlıyor, kısa cevabı hemen altında.
Kişisel bakış: Yapay zekâ benim işimde neyi değiştirdi?
Kısa cevap: İşin hızını değiştirdi, işin ne olduğunu değiştirmedi.
Yaklaşık bir yıldır SEO çalışmalarımın büyük kısmını Claude üzerinden yürütüyorum. Claude’u Semrush, Screaming Frog ve Google Search Console’a doğrudan bağlayan araçlar (MCP) sayesinde bir siteyi taramak, anahtar kelime verisini çekmek ve ilk bulguları bir araya getirmek eskisine göre çok daha kısa sürüyor. Bu zamanı makinenin yapamadığı işe ayırıyorum: hangi bulgunun müşterinin işini etkilediğine karar vermek ve bunu yönetim ekibine anlaşılır biçimde anlatmak.
İçerikte de yapay zekâdan yararlanıyoruz, ama hiçbir metin insan denetiminden geçmeden yayına çıkmıyor. Eylül’deki spam güncellemesinden sonra trafiği düşen siteleri incelediğimde gördüğüm tablo, Dijital Pazarlama Notları’nın 5 Ekim 2026 tarihli 343. sayısında da yazdığım gibi net: Google yapay zekâyla yazılmış içeriği değil, denetimsiz seri üretimi cezalandırıyor. Risk, özgün veri olmadan üretim hacmi büyüdüğünde başlıyor.
Her yeni fikir de işe yaramadı. Sitelerin kendini yapay zekâ botlarına tanıtması için önerilen ai.txt ve AGENTS.md gibi dosyaları bir süre kontrol listemde tuttum, sonra çıkardım. Çok konuşulan llms.txt dosyasını da “isteğe bağlı” seviyesine indirdim: bu dosyaların çoğu neredeyse hiç istek almıyor ve Google sıralamada kullanmıyor. Bu süreçten kendime bir kural çıkardım: Bir iddiayı müşteriye önermeden önce canlı test ediyorum.
Rol bakışı: Müşteri sitelerinde arama tarafında ne değişiyor?
Kısa cevap: Başarının ölçüsü sıralamadan, yapay zekâ cevabında adınızın geçip geçmediğine kayıyor.
Türkiye bu değişimin henüz başında. Dijital Pazarlama Notları’nın 21 Eylül 2026 tarihli 341. sayısında aktardığım verilere göre ticari sorguların %64,1’inde Google yapay zekâ özetleri (AI Overviews) çıkıyor; ABD’de bu oran %82,1. Aradaki fark, erken davranan şirketler için hâlâ boş bir alan olduğu anlamına geliyor.
Ölçüm de değişiyor. Google Search Console’un üretken yapay zekâ performans raporu 31 Ağustos 2026’dan beri tüm sitelere açık, ama yalnızca gösterim veriyor, tıklama vermiyor. Yönetim tablolarındaki “organik trafik” çizgisi artık hikâyenin tamamını anlatmıyor: adınızın geçtiği bir cevap tıklama getirmese de alıcının kararını etkileyebiliyor.
Temmuz’da yaptığım bir test bunu iyi gösteriyor. Google’a “en iyi kredi kartı” diye sorduğumda yapay zekâ cevabı tek bir banka sayfasını kaynak gösterdi. O sayfa “en iyi biziz” demiyordu; bağımsız bir uluslararası listeye seçildiğini belgeliyordu. Diğer bankaların sayfaları kaynak gösterilmedi.
Eylül’de bir perakende analitiği şirketi için yaptığımız görünürlük analizinde de benzer bir ders çıktı. Sorduğumuz beş yapay zekâ aracının beşi de şirketi andı, dördü ilk sıraya koydu. Ama altı cevabın hiçbirinde şirketin bilinen müşterilerinden biri geçmiyordu. Üstelik araçların ürün hakkında kullandığı cümleyi başka bir şirket yazmıştı. Görünür olmak tek başına yetmiyor; yapay zekânın sizi nasıl anlattığı da en az o kadar önemli.
Sektör bakışı: Ne değişiyor, ne aynı kalıyor, şirketler ne yapmalı?
Kısa cevap: İyi yapılmış SEO, iyi GEO’nun (Üretken Motor Optimizasyonu) büyük kısmı olmaya devam ediyor; yeni olan, şirketinizin yapay zekâ için ne kadar okunaklı olduğu.
Aynı kalan şey temel. Yapay zekâ cevapları büyük ölçüde arama dizinlerine dayanıyor. Dizine giremeyen, yavaş açılan ya da asıl bilgisini JavaScript’in arkasına saklayan bir sayfa, yapay zekâ cevaplarına da giremiyor. Sıralama sizi motorların okuduğu havuza sokuyor.
Değişen şey, havuzdan kimin seçileceği. Yüzden fazla siteyi kendi hazırladığımız GEO Skor Kartı‘ndan geçirdikten sonra gördüğümüz tablo, üç aşamada özetlenebiliyor:
- Ulaşmak: Sitelerin yaklaşık dörtte üçü yapay zekâ arama botlarına net bir erişim vermiyor. Çoğu zaman bunu kimse bilinçli olarak seçmemiş; bir güvenlik duvarı ya da CDN ayarı botları varsayılan olarak engelliyor.
- Tanımak: Yaklaşık %87’sinin Wikidata kaydı yok. Model şirketi doğru kategoride, doğru rakiplerin yanında tanımakta zorlanıyor.
- İnanmak: Yaklaşık yarısında, motorun alıntılayabileceği bağımsız bir kanıt yok. Sitede yalnızca şirketin kendi hakkında söyledikleri duruyor.
Bağımsız kanıt meselesinin bir de karanlık yüzü var. 11 Ekim akşamı Google’a “en iyi geo ajansı türkiye” diye sordum. Yapay zekâ özetinin ilk kaynak gösterdiği sayfa, büyük bir teknoloji haber sitesindeki “en iyiler” listesiydi ve tarihin hemen yanında küçük harflerle “Sponsorlu İçerik” yazıyordu. Yani yapay zekânın dayandığı ortak kanaat bugün kısmen satın alınabiliyor.
Bu yolun kalıcı olduğunu düşünmüyorum. Lily Ray’in Haziran’da Search Engine Land’de yayımlanan çalışmasına göre Google, kendini öven bir listeyi kaynak gösterdiğinde listeyi yayımlayan şirketi önerilerin %69’unda dışarıda bırakıyor. Kendi ölçümlerim de aynı yönü gösteriyor: Alıntı geliyor, öneri gelmiyor. Alıcının gördüğü ise öneri. Türkçe cevaplarda Ekşi Sözlük, Şikayetvar ve Vikipedi gibi kaynakların bu kadar sık öne çıkması da aynı şeyi söylüyor: Motorlar, sizin hakkınızda başkalarının ne dediğine bakıyor.
Yönetim masasında ne yapmalı?
Bu işe bir yazılım satın alarak başlanmıyor. Önerim şu dört adım:
- Adınızı yapay zekâya sorun. Müşterilerinizin satın almadan önce soracağı 10 ila 20 soruyu belirleyin ve en az dört yapay zekâ aracına sorun. Kimin anıldığını, hangi kaynakların gösterildiğini, tarihi ve modeli kaydedin. Cevaplar kişiselleştiriliyor ve her model güncellemesinde değişiyor; tek bir ölçüm bulgu değil, ipucu.
- Her yerde aynı hikâyeyi anlatın. Şirketinizi tanımlayan tek, sade bir kategori cümlesi yazın. Sitede, LinkedIn’de, Google İşletme Profili’nde ve Wikidata’da kuruluş yılı, adres ve tanım birebir aynı olsun. Küçük farklar bile tek markayı birkaç zayıf varlığa bölüyor.
- Kanıtı belgeleyin. Aldığınız ödülleri, girdiğiniz bağımsız listeleri ve müşteri sonuçlarını yalnızca logo olarak değil, metin olarak sitenize yazın. Bir motor logoyu alıntılayamıyor.
- Bu işin sahibini belirleyin. Bot erişimi kararı IT’nin güvenlik duvarında, kategori cümlesi pazarlamada, bağımsız haberler kurumsal iletişimde duruyor. Sahibi belli olmayan iş, Eray Dengiz’in Anthifel’de anlattığı gibi, pilot aşamasında kalıyor.
Yapay zekâda görünür olmak için SEO’yu bırakmanız gerekmiyor. Gereken şey, SEO’nun üzerine şu soruyu eklemek: Biri bizi sorduğunda, yapay zekâ bizi nasıl anlatıyor ve bunun sorumlusu kim?
Şirketinizin bugün yapay zekâ cevaplarında nasıl göründüğünü merak ediyorsanız GEO Skor Kartı ile 10 dakikada kendi puanınızı çıkarabilirsiniz.









